28 Ocak 2010 Perşembe

8-Senin İçin Bir Tek İyi Var

“Hüseyin, bari haber verseydin! Neden hemen orada telefon etmedin bana?”
“Telefon etmemin ne anlamı vardı ki? Adamları telefona isteyip sen mi konuşacaktın?”
“Yola çıkmadan önce, amcanın da dosya verdiğini niye söylemedin peki bana?”
“Nerden bileyim iki dosyayla gidilmeyeceğini, senin aklına gelir miydi?”
“Hayır gelmezdi.”
“Tamam işte, benim de aklıma gelmedi, zaten çok saçma bir uygulama. Ben de ne yapacağımı şaşırdım, amcam hayatında bir kez benden bir şey rica etmiş, onu da yapmasam çok mahcup olacaktım.”
“Benim ricamın önemi yok yani. Ben senden çok şey rica ettiğim için bazen böyle hakkım yenebilir.”
“Güzelim, niye hakkını yemek olarak bakıyorsun? Aşk olsun, ben, sen benim kusuruma bakmazsın diye öyle yaptım. Hem seni arasam sorsam, sen de amcamın emanetini hiçe saymamı mı söyleyecektin bana? Yok, ben seni bilirim, saygılı bir insan olduğun için sen de ona öncelik verecektin.”
“Evet Hüseyin, çok iyi bilirsin beni! Bir kere dosya amcanın değil, onun eski bir öğrencisinin. Amcan sadece aracı, sen de aracının aracısı! Ben senin kusuruna bakmazdım ama sen hiçbir çözüm yolu düşünmemişsin ki. Mesela Eskişehir’in içinden acele posta ile göndersen hemen o akşam ellerinde olacak şekilde, ne bileyim hiç mi arkadaşın ya da arkadaşının arkadaşı yok Anadolu Üniversitesi’nde okuyan? Onlardan birine ulaşsaydın da o teslim etseydi benim dosyayı. İşin ironik yanı, bu yarışma için beni sen heveslendirdin sonra da çelmeyi taktın.”
“Amma abarttın Gökçen! Ben sana kazık mı attım şimdi, böyle mi görüyorsun? Hiç mi tanımıyorsun beni, hiç mi hatır gönül yok aramızda?”
“Kazık attın demedim zaten, öyle desem yanlış anlayacağını bildiğim için çelme takmak deyimini kullandım.”
“Ama kazık attığımı düşünüyorsun!”
“Atmadın mı?”
“İyi, öyle olsun!” deyip dönüp arkasını gitmeye yeltendi Hüseyin.
“Hüseyin! Tartışmamız bitmedi, ben seni dinlemeden kalksam gitsem kıyamet kopar, sen de oturup beni dinleyeceksin.”
Son derece laubali bir yüz ifadesi ile,
“Dinlesem ne olacak ki” dedi Hüseyin. Boş konuşuyorsun manasında elini sallayıp “Ben seni kazıklamışım, büyüğümün sözünü tutmamın bir önemi yok. Senin için varsa yoksa kendin.”
“Hüseyin abartma, ben sadece hiç çözüm yolu düşünmemiş olmana şaşıyorum. Kalkıp günübirlik Eskişehir’e gidiyorsun benim için, ama hiç tanımadığın birinin işini halledip dönüyorsun.”
“İlla ki senin için böyle maddi şeyler yapmalıyım, değil mi? Yok otoparkçıyla neden kavga etmedim, yok seni neden aramadım…”
“Bazen bu maddi şeyler manevi şeylerin destekleyicisi oluyor. Onca motivasyonun ne kıymeti kaldı şimdi, beni heveslendirmiş oldun sadece, yarışmada hikayem yok işte.”
“Başka yarışmaya katılırsın.”
“Onca emeğim bir hiç uğruna boşa gitti, örnek solcu bir öğrencinin hikaye dosyası uğruna benim emeğim yok sayıldı! Ne iyiymiş öyle solcu hocaya kendini sevdirmek, işini yapacak birileri mutlaka bulunuyor.”
“Bunun sağcılıkla solculukla ne alakası var?”
“İçten içe hiç mi düşünmedin, bu sadece amcana karşı değil bir “devrim yoldaşı”na karşı da sorumluluğundu.”
“Saçmalama, tanımam etmem, ne yoldaşı. Devrim var da sanki ortada…”
“Lafın gelişi öyle dedim…”
“Dalga geçmek için.”
“Evet biraz”
“Ben sizin kafatasçılığınızla dalga geçince kızıyorsun ama!”
“Dalga geçmek derken, ortamı yumuşatmaktan bahsediyorum. Hem biz kafatasçı değiliz, özelikle benim arkadaş grubum öyle sert ırkçı görüşleri aştı, biliyorsun.”
“Bilmiyorum, benim yanımda başka kendi aranızda başka konuşuyorsunuzdur belki.”
“Tabi! O derece omurgasızız biz. Senden de pek korkuyoruz, bıraksan solcu olacağız yanında.”
“Olun olun, iyi olur.”
“İyi? Senin için bir tek iyi var zaten, bize faşist diyorsun ama hepimizi cebinden çıkarırsın sen faşistlikte.”
“Benden demokratı mı var be!”
“Kendine demokrat!”
“Sen karar vermeyeceksin herhalde benim demokrat olup olmadığıma.”
“Ben bir hiçim yani, senin hakkında konuşamam.”
“Konuşursun ama karar veremezsin.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder