11 Ocak 2010 Pazartesi

4-Ferhat Bundan Sonra Sadece Toplantılara Gelsin

Ertesi gün Faruk Leyla’yı evin önünde bekliyordu. Hava güzel, konuşacak çok şey var, zaten genelde cepte pek para yok, yürüyüversinler işte üniversiteye.
Faruk geceden çok düşünmüştü, Leyla Ferhat’ı cesaretlendiriyor olabilir miydi? Bunu Leyla’ya açıkça sorsa ve cevap hayırsa, hayatının kadını olduğunu hissettiği bu hırçın kız önce bir güzel kavga eder sonra öfkeyle hızlı hızlı uzaklaşırken Faruk’a son hatıra, belini sıkan pardösünün altında topukluların kadınsılığını tamamlayıp Faruk’u biraz utandırışı ama daha çok kıskançlık krizine sokuşu kalırdı. Gerçi beraber geçirdikleri iki senede Leyla’yı birazcık tanımayı başardıysa, Leyla gizli gizli gurur duyuyordur kardeşinin cesaretiyle. Uygun kelimeler bulup usulca sormalı Leyla’ya;
“Sen ne düşünüyorsun Ferhat’ın davranışı hakkında?”
Leyla çekileceği sınavı tahmin ediyordu. Bir an önce konuya girse mi, Faruk’u biraz kıvrandırsa mı? Sakin sularda başlayıp nabız yoklamak belki daha iyi olurdu.
“Devlet içinde devlet olmaz derler ya, bizimki neredeyse kendi liderliğini ilan etmiş.”
“Kardeşin çok kıymetli Leyla! Baban perişandı dün akşam, Aslı’nın da beti benzi atmıştı. Sen cesursun, Ferhat da sana benzemiş belli. Gerçi onunki cahil cesareti. Ama Leyla, Allah korusun Ferhat’a bir şey olsaydı ben kendimi affetmezdim, ondan ben sorumluyum. Sonra ömür boyu senin yüzüne bakamazdım.”
“Faruk çok iyisin, Ferhat’ın tüm vebalini yükleneceksin sanki ama o da kendi kararını verebilecek bir adam artık, sorumluluk sahibi olması lazım hem asıl ben sorumluyum ondan, ondan da Aslı’dan da. Lütfen kendini bu kadar suçlama.”
“Leyla anne babalar, abla ağabeyler evlatlarının, kardeşlerinin büyüdüğünü kabullenmezken sen erkenden adam yaptın bizim ufaklığı. Daha on beş yaşında, reşit bile değil, velisi var bu adam dediğinin!”
“Ama öyle bir tutkuyla baş koymuş ki ülküye, görmüyor musun gözlerindeki hırsı?”
“Hırs? Leyla, sakin ol lütfen. Sakince dinle beni. Dün Ferhat’a da söyledim, sen de biliyorsun bunu.” Leyla’nın elini tutup ceketinin içindeki tabancanın üstüne koydu. Leyla ürperdi, Faruk’u eli tabancalı düşünemiyordu. Faruk o silahı kullanmak zorunda kalmamalıydı, yapamazdı ki! Kardeşi delidir, yapardı ama Faruk… “Ama önce ne için öleceğimizi öğrenmemiz lazım! Ferhat bundan sonra sadece toplantılara gelsin lütfen. Üstelik… ben adam kayırmadan yapamayacağım, Ferhat’ı kayırmadan yapamayacağım. Ferhat’ın hiçbir zaman bu şekilde hareketin içinde olmasını istemiyorum. Babanın hayal ettiği gibi doktor olsa keşke…”
“Bırak Faruk, sen inanıyor musun o çocuğun tıp okuyabileceğine?”
Faruk güldü,
“Çocuk oldu şimdi, değil mi? Aklı biraz havada, haklısın. O yüzden delilik yapıp kendini tekrar tehlikeye atmasından da korkuyorum. O yüzden kusura bakma ama kardeşini biraz pasifize etmek taraftarıyım.”
“Faruk, çocuğun elinden hayallerini, ülküsünü alma…”
“Ülküsünü almıyorum Leyla, ülküsünü fikir haline, düşünce hareketi haline getirmek istiyorum.”
“Sen, Ferhat’ın öyle sakin bir hayatı kabullenebileceğine inanıyor musun? Bıraksak, dağa çıkar bugün.”
“Senin desteğini istiyorum o yüzden. Ablası olarak onu, farkında olmadan, üstü kapalı yüreklendirmeyesin, bol bol okuyup artık slogan değil fikir üretmesine ihtiyacımız olduğunu vurgulamalısın.”
Leyla ufak bir kahkaha attı,
“Onun üreteceği fikir ancak örgüt evlerini basmak olur.”
“Kardeşini hafife alma.”
“Hafife almak değil bu. Solcular terörist yetiştirirken, sen bile tedbirli gezerken, bizim de eli silah tutanlara ihtiyacımız var.”
Faruk artık sinirleniyordu,
“Leyla! Kardeşin bunlardan biri olmayacak, nokta! Bu hırsla, bu delilikle, onun tutacağı silah Allah korusun yarardan çok zarara da sebep olabilir, asla kestiremeyiz. Lütfen bu konuda bana itaat et.”
Yarardan çok zarar lafı Leyla’yı ikna etmişti. Başını sallayarak onayladı Faruk’u.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder