16 Ocak 2010 Cumartesi

6-Gökçen Kuyuda

Ertuğrul konusunda Gökçen’i ümitlendiren, aynı ülküye baş koymuş olmalarıydı. Hüseyin’le kavgadan o kadar yorulmuştu ki, Ertuğrul’un her lafı ona tatlı geliyor, her cümlenin kendi geçtiği terbiye ile aynı haddeden geçtiğini hissediyordu. Gerek siyaset konuşsun, gerek mesleki birikiminden bahsetsin gerekse izlediği filmleri anlatsın, Ertuğrul’u öyle hayran hayran dinlerken, Hüseyin’i düşünmeye çalışıyor, onun en sevimli halini gözünün önüne getirip Hüseyin’le karşılıklı sözleri olduğunu kendine defalarca defalarca hatırlatıyordu. Sonra birden birileri fotoğraf çekmeye kalkışıyordu. Bilgisayarındaki yüzlerce gereksiz fotoğrafı silmeye kıyamayan Gökçen rutinleşmiş Cuma akşamının fotoğraflarında yer almak istemiyordu artık. Ertuğrul en güleç haliyle, paparazzileri geri çeviren oyuncu misali,
“Arkadaşlar lütfen, biz fotoğraf istemiyoruz” deyip objektifi masanın diğer tarafına çevirtiyordu ve Gökçen pembeleşen yanaklarıyla
“Teşekkürler” dedikten sonra, Ertuğrul gözlerinin içine bakıp
“Aşk olsun, zorla sana poz mu verdirecektim!” deyip kızartıyor Gökçen’in çehresini. Belki de o andı birbirlerine âşık olduklarının yürek resmiyetine kaydı.
Tüm vicdani çelişkilere rağmen Gökçen o haftasonu Hüseyin’in yokluğundan yararlanıp Ertuğrul’la görüşmek istemişti ama denk gelmemişti. Kaderin yardımsever cilvelerinden biriydi bu, Hüseyin’den ayrılmadan önce Ertuğrul’la baş başa görüşmek hiç nasip olmadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder