“Baba tamam ağlama artık! Çocuğun bir şeyi yok işte.”
“Kızım, evladım o benim, yüzü gözü…” hıçkırıktan tıkandı Nurullah Bey “…nerden girmiş bu kavgaya?”
Babasının hiçbir şeyin farkında olmadığını düşündü Leyla, küçümsemeye hazır şefkatli bir ifade takındı,
“Nesi varmış kavganın baba? Bugün hepimiz bir kavga vermiyor muyuz ülkemiz için?”
“İyi de yavrum, bu çocuk daha lisede okuyor. Tamam, sizin o Faruk’un toplantılarına katılıyor, bir dergi mergi çıkartıyorlar arkadaşlarıyla kendi çaplarında, yazsın çizsin bunlara itirazım yok da böyle taşlı yumruklu kavga da neyin nesi? Yarın öbür gün ya biri…” şeytan kulağına gitmesin diye sustu, gene hıçkırdı.
Ferhat bir süredir Faruk’un toplantılarına katılmıyordu ama Leyla bunu babasına söylemedi. Dergi hevesi de hikâye olmuştu. Asıl dergici Aslı’ydı şimdi, hem de ciddi bir dergide yazıyordu. Ferhat’ın lafla sözle pek işi yoktu. Babası onun doktor olmasını hayal ediyordu ama Leyla’ya kalırsa Ferhat’ta o ışık da yoktu, ondan iyi bir komando olurdu. Faruk’un uzun uzun, güzel güzel anlattıklarından kısacık ama vurucu sloganlar çıkartıyordu Ferhat. Arkadaşlarıyla afişler hazırlıyordu, bir de ablalarına bile haber vermeden böyle başına buyruk baskınlar düzenliyordu solcuların kurtarılmış bölgelerine. Bu sefer solcu grup biraz kalabalık çıkmış olacak ki, hepsi fena dayak yemiş, yetmemiş üstüne bir de taş yağmuruna tutulmuşlardı. Böylece Faruk Ağabey’den Leyla Abla’ya… herkes öğrenmişti bu çocukların erken komandoluğa soyunduğunu.
Kapı çaldı, sıçradılar. Ferhat’ın odasından Aslı çıkıp kapıya yönelmişti ama Leyla da kalktı, kardeşine “Faruk’tur” dedi sessizce ve babasıyla ilgilenmesini işaret etti. Girince Leyla’yı bakışlarıyla selamlayan Faruk, Nurullah Bey ve Aslı’yı da selamlayıp geçmiş olsun dedikten sonra Ferhat’la konuşmak için izin istedi. Nurullah Bey teslim olurcasına onayladı. Leyla da onunla odaya girecek oldu ama Faruk özel konuşmak istiyordu.
Leyla salona dönünce Aslı’nın babasının elini tutmuş, Faruk’u savunmak zorunda kaldığını gördü. Yoksa Faruk mu özendiriyordu çocukları böyle şeylere? Evet, Faruk düzgün bir adama benziyordu, Leyla’nın ona bir çeşit hayranlık beslediği de aşikârdı ama elbette Nurullah Bey bunu kendine saklamıştı. Yine de onun başının altından böyle bir bela çıksın istemezdi ama şüpheleniyordu da.
“Hayır baba, Faruk sadece fikir telakkisinde bulunuyor çocuklarla, onlara ülkü aşılıyor, vahşet değil. Sen merak etme, Ferhat’ın kulağını çeker şimdi o.” diyordu Aslı da.
Leyla çok bozulmuştu babasının bu şüphesine ama “onun da hakkı var” diye düşündü; Ferhat ne zaman eve gelmese Faruk’ta kaldığı yalanını söylüyordu.
Odaya Faruk Ağabey’i girince sevinsin mi utansın mı seçemedi Ferhat.
“Geçmiş olsun aslanım.”
“Sağ ol Ağabey.”
“Ne yaptın sen?”
“Ağabey, komünistlerin bölgesine afiş yapıştırdık, yakalandık tabi… kavga çıktı işte… kalabalıktılar.”
“Onu anladık, hepinizin yüzü gözü dağılmış. Oğlum deli misiniz siz? Boyunuza posunuza bakmadan ne demeye gece vakti elalemin kurtarılmış bölgesine giriyorsunuz?”
“Ağabey şimdi boy pos deyip aşağılama, birlikte slogan bulurken iyiydi…”
“Sus ulan! 1.80 boyundan kilondan bahsediyoruz sanki! Oğlum ben silahsız mı geziyorum zannediyorsun! Canıma kastım mı var ki benim silahsız gezeyim! Hepimizin hayatı her gün tehlikede. ”
Sonra Ferhat, Faruk Ağabey’inden ilk kez okkalı bir küfür işitti, bu cengaverliği ilk kez yapmadıkları da belliydi Faruk’un gözünde.
“Size ülkümüzü öğreteceğiz ki önce neye başkoyduğunuzu bilin, sonra başkoyun. Günü gelince hepimizin boynu kıldan ince olacak ama neyin uğruna öldüğünü bileceksin önce. Biz tarih kitaplarını, romanları deviriyoruz ablanla, sen ne okuyorsun? Baban içerde ağlıyor, onu üzmeye utanmıyorsun! Nasıl kıyıyorsun onu üzmeye? Bundan sonra toplantıları aksatmayacaksın. Babana yalan söylemek de yok, hele benim adımı kullanarak asla!”
“Tamam ağabey, özür dilerim. Gene sen haklısın, en doğru lafı ettin… Hem yakışmıyordu yalan söylemek, değil mi?”
“Evet aslan parçası, yakışmıyor. Tekrar geçmiş olsun, dinlen, bir an önce toparla, konuşup tartışacaklarımız var.”
“Eyvallah ağabey.”
“Hoşça kal.”
Faruk, endişelerini bir az olsun geride bırakmış çıktı odadan, salona geçip bir çay içti. Nurullah Bey’den de özür diledi Ferhat’ı biraz başıboş bıraktığı için.
Çıkarken Leyla’ya konuşmaları gerektiğini fısıldadı ve yarın onlar konuşmadan Ferhat’a bir şey söylememsini rica etti. Leyla geceyi sakin bitirdi, babasını rahatlatmaya çalıştı, Ferhat’a çıkışmadı, Aslı’yla mutfağa girip konuşmadan bulaşıkları yıkadılar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder