Demek Ert sadık kalamamış Gökçen’e. Belli ki vardı oralarda kendine bir kız bulma planı; Gökçen’e en ufak bir umut bırakmadan gitmişti. Peki, Ece bunu nerden biliyordu?
“Bana bak sen! Ertuğrul’la görüşüyor musun?”
“Hayır abla. Geçen gün yeni hikâye eklemişsin sayfana; Eskişehir’le, çiğ börekle ilgili hani. Çiğ börek deyince aklıma hep Ertuğrul Ağabey geliyor.”
“Onu anladık güzelim, Ertuğrul’un gönlünü kaptırdığını nerden biliyorsun?”
“Abla! Olta atıyorum işte sana. Çocuktum ama bir sürü dizi, film izlerdim. Çiftler nasıl kur yapar birbirine, anlamaz mıydım sanki! Beni havuza götürmeler bahane, neredeyse her hafta sonu Ertuğrul Ağabey’le görüşürdünüz.”
“Aşk olsun Ece! Bahaneymiş. Omuzlarından utan! Sen sportif ol, daha mutlu bir çocuk ol diye taşıdım ben seni oralara!”
“Tamam ablacığım, Allah razı olsun. Beni havuza götürmeyi bahane olarak kullandın demek istemedim ama vesile oldu, Ertuğrul Ağabey’le bol bol görüştünüz, yalan mı?”
“Canım, evi yakındı, o da ebru kursu için evden çıkmış olurdu, uğrardı dönüşlerde. Aramızda bir şey olduğundan değil.”
“Tamam ablacığım, aranızda bir şey yoktu. Ama ben Ertuğrul Ağabey’in sana hayranlıkla baktığını hatırlıyorum.”
“Hadi oradan, sen de! Bücürdün sen, ne anlarsın hayranlıktan! Anca dizi izle! Bizi de dizi zannediyordun galiba.”
“Evet, fon müziğiniz de ‘Gel ellerimi tut Yusuf’um!’”
“Kız! Sopayla kovalarım seni,” deyip gıdıklayarak cezalandırdı Gökçen, Ece’yi.
Ece akşam Ertuğrul Ağabey’ine Gökçenlerin ev adresini yazdı. Ertuğrul’a uzun uzun plan yazmak isterdi, Gökçen’e nasıl bir sürpriz yapabilir, fikir vermek isterdi ama gündüz neredeyse ağzından kaçıracaktı Ertuğrul’la yazıştıklarını. Yarın öbür gün çenesini sıkı tutmasını gerektirecek bir harekette bulunmak istemedi o an. O yüzden sadece şunu ekledi;
‘Ağabeyciğim,
Dediğim gibi ablam çarşambaları boş. Geleceğin hafta, çarşamba evde oturmasını sağlarım bir şekilde. En kötü ihtimalle ‘Bana ders çalıştır’ diye tuttururum, akşam kesin evde olur böylece. Bu arada benim de cep telefonum var artık, gelince mutlaka ara: …’
Yâre varmak hoştur ama yaren olmak başkadır başka.
Ateş olmak hoştur ama yanık olmak başkadır başka.
Talip olmak hoştur ama dengin bulmak başkadır başka.
Aşık olmak hoştur ama sadık olmak başkadır başka.
10 Temmuz 2010 Cumartesi
6 Temmuz 2010 Salı
28-Bizim Şarkımız
Ece’yi havuza götürdüğü kaçak hafta sonlarını hatırladı. Canan Abla yetişemiyordu her işe. Ece’nin yüzme dersleri çocuğa iyi gelmişti, enerji harcayınca asabiyeti de ortadan kalkmıştı. Fakat araba şirket arabası olduğu için, Canan iş değiştirince arabasız kalmışlardı ve Ece’yi her hafta sonu iki minibüsle veya taksiyle gidilecek havuza götüremezdi Canan. Gökçen gönüllü olmuştu bu işe. Havuz’un Ertuğrul’un evine yakın olduğunu biliyordu. Ece’yi havuza götürme görevine hevesle talip olurken Ertuğrul’un evi bilincinin ne kadar yüzeyindeydi, bilinmez.
Ece’nin dersi sırasında bazen bekleme salonda oturup kitap okurdu. Nadiren Ertuğrul’u ebru dersinden alırdı ve herhangi bir işlerini halletmeye giderlerdi, genellikle Ertuğrul da havuza gelirdi ve yeni yaptığı ebrulara bakarlardı. Çıkışta da Ertuğrul Ağabey’i Ece’ye pide ısmarlardı, çiğ börek ısmarlardı, bazen kebap ısmarlardı.
Hafta sonu arabada hep aynı CD dönerdi; Deli Yürek Dizi Müzikleri. Ece “bizim şarkımız” derdi çalan her şarkıya. Ertuğrul da dalga geçerdi,
“Nasıl bir döngü oluyorsa, arabana her binişimde aynı şarkı çalıyor!”
Leyla sevmek hoştur ama Mecnun olmak başkadır başka.
Şarap içmek hoştur ama ayık olmak başkadır başka.
“Ertuğrul, itiraf ediyorum; bu diziyi izlerdim!”
“Ben de izlerdim. Bizim sınıfta kızlar Türkçe hocasına bile sormuşlardı, ‘Hocam İmirzalıoğlu mu daha yakışıklı Mehmet Ali Alabora mı?’ diye.”
“ İkisi de çok popülerdi, değil mi? Şimdi olsa yüzlerine bakılmaz o dizilerin. Ama eğri oturup doğru konuşalım, şu müzikler çok güzel.”
“Güzel canım, ona lafımız yok. Yoksa her hafta katlanır mıyım?”
Hâlbuki ne manalıydı Ert binince çalan şarkı. Gökçen ayarlardı arabadan inmeden, motoru çalıştırınca Başkadır Başka çalsın, Ert’in aklına kazınsın; Leyla sevmek hoş, Mecnun olmak başka; ateş olmak hoş, yanık olmak başka… Çünkü inanmıştı ki; Ertuğrul onu sevse de, uğruna çöl aşmaz, dağ delmez. Ertuğrul durağandır. Ertuğrul ateş olabilir ama kendisi yanacak olsa, bunu göze alamaz. Ertuğrul biraz korkaktır. Ertuğrul’un aklında evlilik vardır, Hüseyin gibi evlilikten kaçan bir erkek değildir ama adım atmaz evleneceği kızı bulmak için. Ve eğer Ertuğrul gerçekten Gökçen’e âşıksa bile, bir gün memleketine döner ya da Gökçen kalkar yurt dışına gider de ilişkileri sona erer düşüncesiyle, sesini çıkarmaz. Halbuki Gökçen dünyanın neresinde olursa olsun, bir sevdiği varsa o hep gönlünde olacaktır ve Gökçen ona sadık kalacaktır. Bir ilişkinin varlığından söz edebilmek için sadakat yeterli değil midir? Ya da aslında, sadakat için ilişki şart değildir.
Ece’nin dersi sırasında bazen bekleme salonda oturup kitap okurdu. Nadiren Ertuğrul’u ebru dersinden alırdı ve herhangi bir işlerini halletmeye giderlerdi, genellikle Ertuğrul da havuza gelirdi ve yeni yaptığı ebrulara bakarlardı. Çıkışta da Ertuğrul Ağabey’i Ece’ye pide ısmarlardı, çiğ börek ısmarlardı, bazen kebap ısmarlardı.
Hafta sonu arabada hep aynı CD dönerdi; Deli Yürek Dizi Müzikleri. Ece “bizim şarkımız” derdi çalan her şarkıya. Ertuğrul da dalga geçerdi,
“Nasıl bir döngü oluyorsa, arabana her binişimde aynı şarkı çalıyor!”
Leyla sevmek hoştur ama Mecnun olmak başkadır başka.
Şarap içmek hoştur ama ayık olmak başkadır başka.
“Ertuğrul, itiraf ediyorum; bu diziyi izlerdim!”
“Ben de izlerdim. Bizim sınıfta kızlar Türkçe hocasına bile sormuşlardı, ‘Hocam İmirzalıoğlu mu daha yakışıklı Mehmet Ali Alabora mı?’ diye.”
“ İkisi de çok popülerdi, değil mi? Şimdi olsa yüzlerine bakılmaz o dizilerin. Ama eğri oturup doğru konuşalım, şu müzikler çok güzel.”
“Güzel canım, ona lafımız yok. Yoksa her hafta katlanır mıyım?”
Hâlbuki ne manalıydı Ert binince çalan şarkı. Gökçen ayarlardı arabadan inmeden, motoru çalıştırınca Başkadır Başka çalsın, Ert’in aklına kazınsın; Leyla sevmek hoş, Mecnun olmak başka; ateş olmak hoş, yanık olmak başka… Çünkü inanmıştı ki; Ertuğrul onu sevse de, uğruna çöl aşmaz, dağ delmez. Ertuğrul durağandır. Ertuğrul ateş olabilir ama kendisi yanacak olsa, bunu göze alamaz. Ertuğrul biraz korkaktır. Ertuğrul’un aklında evlilik vardır, Hüseyin gibi evlilikten kaçan bir erkek değildir ama adım atmaz evleneceği kızı bulmak için. Ve eğer Ertuğrul gerçekten Gökçen’e âşıksa bile, bir gün memleketine döner ya da Gökçen kalkar yurt dışına gider de ilişkileri sona erer düşüncesiyle, sesini çıkarmaz. Halbuki Gökçen dünyanın neresinde olursa olsun, bir sevdiği varsa o hep gönlünde olacaktır ve Gökçen ona sadık kalacaktır. Bir ilişkinin varlığından söz edebilmek için sadakat yeterli değil midir? Ya da aslında, sadakat için ilişki şart değildir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)