Zamanı geldi, Ertuğrul Amerika’ya döndü. Gökçen mektup yazdı mı, mutlaka cevap yazıyordu fakat uzun mektupların cevabı gecikiyordu. Saat farkından dolayı hiç telefonlaşmadılar, sesli veya görüntülü görüşme yapmadılar. Yapabilirlerdi, yapmadılar. Gökçen gene öfke dolmaya başlıyordu. Yanındayken her şey güzel, ayrı kaldığı anda siliyor muydu bu adam onu? Oturup yazsa kavuşmalarını, gene de etkili bir son bulamıyor, konduramıyordu hikâyesine. Ertuğrul’un sözünü dinlemek için değil, gerçekten yazmadan yaşamayı denemek için tutuyordu kendini, yazmıyordu… yazmıyordu… sonra zaman zaman mısralar patlak veriyordu. Duyguları abartan, yaşananları çok güzel gizleyen mısralar.
Hâlbuki o sırada Ertuğrul, Amerika’yla bağlarını koparmaya çalışıyordu. Gökçen’i ne kadar özlediğini fark etmemek umuduyla onunla seyrek yazışıyor, hiç aramıyor, uzun mektupları okumaya da kolay kolay vakit bulamıyordu. Ertuğrul öyle bir romantizm rüzgârına kapılmıştı ki, her şeyi bırakıp bir an önce Gökçen’in yanına koşacağı günü iple çekiyor, dışarıdan bakınca pek fevri, pek çılgın görünen kararları uygulamaya koyuyordu. Gökçen’i, sabırsız Gökçen’i çileden çıkardığını bilmiyordu ki…
26 Eylül 2010 Pazar
15 Eylül 2010 Çarşamba
34-Yazma
“Yazdıklarım çıkıyor!”
“Ne demek istiyorsun canım?”
“Seneler önce yazdığım hikâyeler gerçekleşti mesela.”
Ertuğrul hem şüpheli şüpheli gülmeye başladı hem de merak etti,
“Ne güzel işte canım..? O zaman hep güzel sonlar yaz.”
“Olmuyor işte. Gerçekçi yazmalıyım, pembe bulutlar arasında hayalperest sonlar yazamam ve… bu hikayeyi bitirmeye korkuyorum.”
“Kötü bitecek gibi mi hissediyorsun?”
“Hiç bilmiyorum nasıl biteceğini ama kötü bir sona gittiğini fark edip de yazmayı bırakırsam çok geç olabilir!”
Ertuğrul dayanamayıp kahkahalarla gülmeye başladı,
“Canım benim, kusura bakma ama iyice kâhin gibi hissetmeye başladın galiba kendini!”
Gökçen de güldü mahcup,
“Galiba saçmalamaya başladım.”
Ertuğrul Gökçen’in yanağını okşamaya başladı,
“Yok canım yok, ne saçmalaması. Biraz abartmış olabilirsin deneyimlerini. Çok gerçekçi yazdığın için ileride benzer olaylar gerçekleşmiş olabilir.”
Gökçen derin derin düşünmeye başladı. Hikayeyi bitirse, hayat yazdıklarını takip etsin diye ufak oyunlar oynar mıydı Gökçen? Oynardı! Hikaye şimdilik güzel bitecek gibiydi, ilerledikçe farklı gelişirse? Hikaye güzel bitse bile, ilişkilerinde bir pürüz olduğu takdirde, sırf yazılanları takip etmek için Gökçen, yarı hastalıklı, sarılır mıydı ilişkiye? Sarılırdı! Buydu işte Gökçen, hayalperest, takıntılı… korkak, aceleci…
Ertuğrul şefkatle öptü Gökçen’i okşamadığı yanağından, kucakladı onu,
“Yazma canım. Yazma bu hikâyeyi, biz yaşayalım ve görelim. Belki ileride, yaşadıklarımızı eğip büküp yazarsın gene.”
“Ne demek istiyorsun canım?”
“Seneler önce yazdığım hikâyeler gerçekleşti mesela.”
Ertuğrul hem şüpheli şüpheli gülmeye başladı hem de merak etti,
“Ne güzel işte canım..? O zaman hep güzel sonlar yaz.”
“Olmuyor işte. Gerçekçi yazmalıyım, pembe bulutlar arasında hayalperest sonlar yazamam ve… bu hikayeyi bitirmeye korkuyorum.”
“Kötü bitecek gibi mi hissediyorsun?”
“Hiç bilmiyorum nasıl biteceğini ama kötü bir sona gittiğini fark edip de yazmayı bırakırsam çok geç olabilir!”
Ertuğrul dayanamayıp kahkahalarla gülmeye başladı,
“Canım benim, kusura bakma ama iyice kâhin gibi hissetmeye başladın galiba kendini!”
Gökçen de güldü mahcup,
“Galiba saçmalamaya başladım.”
Ertuğrul Gökçen’in yanağını okşamaya başladı,
“Yok canım yok, ne saçmalaması. Biraz abartmış olabilirsin deneyimlerini. Çok gerçekçi yazdığın için ileride benzer olaylar gerçekleşmiş olabilir.”
Gökçen derin derin düşünmeye başladı. Hikayeyi bitirse, hayat yazdıklarını takip etsin diye ufak oyunlar oynar mıydı Gökçen? Oynardı! Hikaye şimdilik güzel bitecek gibiydi, ilerledikçe farklı gelişirse? Hikaye güzel bitse bile, ilişkilerinde bir pürüz olduğu takdirde, sırf yazılanları takip etmek için Gökçen, yarı hastalıklı, sarılır mıydı ilişkiye? Sarılırdı! Buydu işte Gökçen, hayalperest, takıntılı… korkak, aceleci…
Ertuğrul şefkatle öptü Gökçen’i okşamadığı yanağından, kucakladı onu,
“Yazma canım. Yazma bu hikâyeyi, biz yaşayalım ve görelim. Belki ileride, yaşadıklarımızı eğip büküp yazarsın gene.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)