15 Eylül 2010 Çarşamba

34-Yazma

“Yazdıklarım çıkıyor!”
“Ne demek istiyorsun canım?”
“Seneler önce yazdığım hikâyeler gerçekleşti mesela.”
Ertuğrul hem şüpheli şüpheli gülmeye başladı hem de merak etti,
“Ne güzel işte canım..? O zaman hep güzel sonlar yaz.”
“Olmuyor işte. Gerçekçi yazmalıyım, pembe bulutlar arasında hayalperest sonlar yazamam ve… bu hikayeyi bitirmeye korkuyorum.”
“Kötü bitecek gibi mi hissediyorsun?”
“Hiç bilmiyorum nasıl biteceğini ama kötü bir sona gittiğini fark edip de yazmayı bırakırsam çok geç olabilir!”
Ertuğrul dayanamayıp kahkahalarla gülmeye başladı,
“Canım benim, kusura bakma ama iyice kâhin gibi hissetmeye başladın galiba kendini!”
Gökçen de güldü mahcup,
“Galiba saçmalamaya başladım.”
Ertuğrul Gökçen’in yanağını okşamaya başladı,
“Yok canım yok, ne saçmalaması. Biraz abartmış olabilirsin deneyimlerini. Çok gerçekçi yazdığın için ileride benzer olaylar gerçekleşmiş olabilir.”
Gökçen derin derin düşünmeye başladı. Hikayeyi bitirse, hayat yazdıklarını takip etsin diye ufak oyunlar oynar mıydı Gökçen? Oynardı! Hikaye şimdilik güzel bitecek gibiydi, ilerledikçe farklı gelişirse? Hikaye güzel bitse bile, ilişkilerinde bir pürüz olduğu takdirde, sırf yazılanları takip etmek için Gökçen, yarı hastalıklı, sarılır mıydı ilişkiye? Sarılırdı! Buydu işte Gökçen, hayalperest, takıntılı… korkak, aceleci…
Ertuğrul şefkatle öptü Gökçen’i okşamadığı yanağından, kucakladı onu,
“Yazma canım. Yazma bu hikâyeyi, biz yaşayalım ve görelim. Belki ileride, yaşadıklarımızı eğip büküp yazarsın gene.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder