19 Şubat 2010 Cuma

12-Saklanmaya Çalışmasan Bu Kadar Dikkat Çekmezdin

Ertuğrul, Gökçen’in uzun süredir Hüseyin’den bahsetmediğini fark ediyordu. Ayrılmış olmalarını diliyor ama bir yandan kendini arkadaş bilen bir genç kızın ciddiye giden ilişkisine kast ettiği için kendinden utanıyor, en sonunda da pek ihtimal vermiyordu zaten ayrılacaklarına. Sık sık kavga bile etseler onları bir arada tutacak güçlü bir aşkın varlığına inanmaya çalışırken Ertuğrul, canı acıyor, Gökçen’i düşünmeyi tamamen bırakıyor ama sonra ya telefonla ya internetle taciz ediliyordu Gökçen tarafından. Arkadaşlıkları hızlıca öyle bir noktaya gelmişti ki, Ertuğrul için Gökçen’in kimin kızı ya da yeğeni olduğu önemini yitirmiş, aralarında çekingenlik kalmamıştı.
Gökçen’in solcu bir adamla beraber olmasının sebebini daha rahat anlayabiliyordu artık Ertuğrul. Birincisi; Ertuğrul’un, Gökçen’in ailesinden kaynaklanan endişeleri, kendi gruplarında herkeste hâsıl olurdu. İkinci sebep de buna bağlı olabilirdi; ailesinin üniversitenin edebiyat ve tarih camiası ile bu kadar içli dışlı olması Gökçen’i, o ortamda feminenliğini mümkün mertebe gizlemeye zorluyordu. Ne Gökçen herhangi birine cilve yapabilir, ne de biri Gökçen’e flört niyetiyle yaklaşabilirdi. Faruk Hoca’dan başlayan bir zincir ile Gökçen’in babasına haber uçtu mu, ya kırk katır ya kırk satır… Dillendirilmemiş bir hayat gerçeği gibi enselerinde duruverirdi bu sert baba hayali. Bir üçüncü sebepse; Gökçen’in feministliğini bu muhafazakâr çevreden bir erkeğin taşıyamayacak olması idi.
Kendini cinsiyetsiz olarak kabul ettirmişti Gökçen, o yüzden kız arkadaşlarıyla baş başa görüşmesi kadar doğal, pek çok erkekle de baş başa yemeğe çıkar, kahve içer, memleketi kurtarır veya edebiyat konuşurdu. Babası bunu bilmiyor muydu yoksa pek çok Türk babası gibi bilmezlikten mi geliyordu, Gökçen henüz tam olarak kestirememişti.
Ama bir gün, en beklenmedik mekânda edebiyat ve tarih çevrelerince tanınmayan bir erkekle bile yakalansa, bunun babasının kulağına gitmeyeceğini tecrübe etmişti. Hüseyin’le tanışmalarına vesile olmadan çok önceki ODTÜ günlerinden biriydi. Merkezi bir kantinde, ilerde gazetelere kültür sanat köşesi hazırlayacak bir Uluslararası öğrencisi ile çay içerken, astigmatının tanıdık kıldığı yabancı bir yüz olmasını dilediği biriyle göz göze geldi ve eğilip karşısında oturan adamın arkasına gizlenmek istedi. Seçtiği meslek kendisi için ne kadar yanlışsa, arkadaşlığı da Gökçen için o kadar yanlış olan adam espri olsun diye yan sandalyeye kaydı, Gökçen onu takip etti ve kahkahalarla bir o sandalyeye bir bu sandalyeye atlayarak dikkat çekici bir oyun oynamış oldular kalabalık kantinde.
“Yapma lütfen, beni görmemesi gereken birisi var karşıda!” dedi Gökçen ama aldığı cevap da mantıksız sayılmazdı
“Saklanmaya çalışmasan bu kadar dikkat çekmezdin!”
Uzak masadan onlara gülen “ağabey” ile sonraki hafta babasının odasında karşılaştıklarında eskiye nazaran daha sevecen bir “Hoş geldin Gökçen!” işitti, ne bir ima ne bir kaş göz… Bu, kendinsin çevreye vermiş olduğu bir güvenden mi kaynaklanıyordu, o insanların nazik ketumluğundan mı bilinmez ama; o günden sonra, kötü bir niyet içermediği sürece, gizli saklı iş yapmaktansa, dürüst olmanın vereceği özgüvenle, arkasında durabileceği her şeyi yapmaya karar verdi Gökçen. Bunun vicdanı da daha rahat bıraktığını gördü daha sonra.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder