17 Şubat 2010 Çarşamba

11-Tiyatrocu Olacaksın

“Ferhat, şimdi dinleyeceklerin ömür boyu sır olarak kalacak! Bu odadan dışarı çıkarmayı düşünürsen bu konuşulanları, o düşünceden önce, yemin ediyorum, canın çıkar bedeninden.”
“Ağabey şu güne kadar sır saklamaktan daha iyi yaptığım bir şey gördün mü? Slogan mlogan hazırlardık, aldınız o meziyetimizi elimizden.”
“Slogan işi değil bu aslanım, çok ince iş; devlet işi!”
“Buyur ağabey, devlete karşı vazifemiz neyse yapalım.”
“Ferhat! İstihbarat uzun süredir seni gözlüyor. Anlatacağım devlet görevi için sen, biçilmiş kaftansın.”
Ferhat heyecanlanacak oldu ama Mehmet’in ona gerçek bir devlet görevinden bahsedebileceğine ihtimal vermedi, kendine güldü bu heyecanından dolayı. Hâlbuki Mehmet anlattıkça, karşısındakinin gerçekten devlet olduğunu fark edecekti.
“Hani zamanında demiştin ya bana, tiyatro okusam daha iyi, tiyatrocu olacaksın aslanım. Bu sana hakaret gibi gelebilir ama, bundan sonra bir solcuyu hatta bir komünisti oynayacaksın.”
Ferhat duyduklarını doğru değerlendiremediğini düşündü. Mehmet hangi sıfatla ona yeni bir rol biçiyordu ki?
“Solcuların arasına girip yükseleceksin. Kaleyi içten fethedeceğiz!”
Ferhat’ın aklına yatmaya başlıyordu bu yeni rol ama geçmişini herkes bilmiyor muydu?
“Tabii senin, bizim aramızdaki geçmişin korkutuyordur şimdi gözünü. Korkma, rolü iyi yazdık.”
‘Yazdık’? ‘Kim kim yazdınız ağabey?’ demedi Ferhat.
“Ben sana boşuna mı söyledim komünist kitapları okumanı. Ablanla kavga edeceksin. Bak, ablan bile inanacak senin solcu olduğuna, davaya ihanet ettiğine, tamam mı?”
Tamamdı da, her şey bu kadar hızlı anlatılmazdı ki.
“Okuduğun solcu kitaplardan etkilendiğin için davadan döneceksin, ablanla kavga edeceksin. Sonra da eski ülkücü arkadaşlarının seni vurmasından korkup komünistlere sığınacaksın. Onların sempatisini kazanacaksın. Fikirleri tartışacaksınız, aralarında sivrileceksin, çok güçlü bir hitabetin var senin, hepsi ağzının içine bakacak. Komünist lideri olacaksın oğlum.”
Ferhat’ın aklı almıyordu. Sormaya hakkı olduğunu fark etti,
“Neden?”
“Ne nedeni oğlum? Harika bir plan değil mi bu?”
“Değil ağabey çünkü amacını göremiyorum.”
“Bak aslanım, bunlar terörist. Ülküdaşlarımızı öldürecekler. Hâlbuki senin gibi pırlantalar olsa bunları örgütleyen, yerimizi bulamazlar, bulsalar da bir halt beceremezler. Sen görevini layığıyla yerine getirirsin, bilirim ama sırf görev aşkına da dava arkadaşlarının vurulmasına göz yumamazsın. Sen bu heriflere öyle eylemler planlayacaksın ki, mümkün olduğunca az ülkücünün canı yanacak, bir yandan da bilgi sızdıracaksın bize.”
Şimdi biraz daha mantıklı görünmeye başlamıştı plan, bu ‘biz’ kimdi? Ablasıyla kavga etmeden yürümez miydi plan?
Yürümezdi. Mehmet aileleri parçalayacaktı. Gerçekten de hiçbir ülkücüye silah doğrultamayacak şekilde yetiştirilmiş adamları ülkücülerin karşısına koyacaktı, solcuların silahlı eylemleri de zamanla azalmış olacaktı.
“Solcular da pek beceriksiz olacak, desene ağabey” diye bir espriyle ima etti planın aklına yattığını.
Mehmet güldü, el ense çekti Ferhat’a.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder