10 Ağustos 2010 Salı

30-Emek Vermek İstemedin

“Senle hiçbir zaman bir ilişkimiz olmadı bizim.” Ertuğrul’un beyninin içinde bir boşluk bulup yankılandı bu söz, uygun bir cevap bulana kadar. Yoktu ki bir cevap. “Korktum” demeyi erkekliğe sığdıramazdı, “Umut vermedin” dese yalan olurdu. Sahi, neydi sebep? Her şey Gökçen’in feministliğinde düğümleniyordu. Birden cesaretini topladı. Onca yolu neden gelmişti ki, Gökçen’le haşin ve romantik bakışmalar için mi! İğnelerken yalvaran, bir itiraf için yakaran kelime oyunları için mi! Korktuysa da kortu, erkekliğine halel mi gelecek, Gökçen’den korkmayan erkek mi var ki!
“Gökçen sen söyle, biz birbirimize uygun muyduk ki?”
Gökçen endişeyle baktı Ertuğrul’a,
“Etkilenmedik mi yani birbirimizden?” dedi sakince.
“Etkilendik! Ama sen mantıklı bir insansın. Yetişme tarzımız, hayat görüşümüz, hayallerimiz, prensiplerimiz… ortak bir hayat kurmaya uygun muydu sence?”
“Yetişme tarzımız o kadar farklı değil. Sadece ben biraz asiyim.”
“Ben bu asi kızı taşıyabileceğime inanmadım.”
“Emek vermek istemedin.”
“Gökçen! Öyle güzel zamanlar geçirdim ki senle, ilişkimizin adı olması gerekmezdi, bana çok şey kattın zaten.”
“Nasıl? Alacağını aldın ve gittin, öyle mi?”
“Hayır! Emek vermediğimi söylüyorsun ama zaten iki… sevgili… gibi değil miydik? Nasıl da emek vermeye değersin! Bu belli değil miydi zannediyorsun? Ama… uzun lafın kısası, senin özgürlüğün, başına buyrukluğun, senin o feministliğin var ya…”
“Günah, değil mi?” Alay ediyordu Gökçen.
“Değil.” Ertuğrul sakince karşılıyordu. “Senin feministliğinin günahı olmaz. Oradayken çok düşündüm üzerinde. Klasik bir feminizm değil o. Ama ben yine de kaldıramam. Diyorum ya işte, yetişme tarzıma aykırı. Senin bir sürü erkek arkadaşın var, hepsine güveniyorsun. Bana da güvendik bak, ne oldu sonra?”
Güldü Gökçen,
“Ne oldu Ert?”
Aşk oldu, ne olacak!
“Dediğim gibi, sen erkek arkadaşlarının cinsiyetlerini görmezden gelerek onlarla gezip tozdukça ben kıskançlık krizleri geçiririm.”
“Ama sadece bir ilişki içerisindeysek!”
“İşte sen busun! O yüzden sana hiç açılmadım. Aramızda bir şey olmadığı halde bana sadık kalacağını biliyordum…”
Gökçen hayretler içerisindeydi,
“Bu biraz küstahça olmadı mı Ert?”
“Hayır! Bu senin mükemmelliğinle alakalı bir şey. Duyguların gerçeklerden bağımsız. Beni sevdiğin sürece başka bir erkekle ilgilenmezsin, buna inanıyorum.” Birden durdu Ertuğrul. İkisi de Hüseyin’i hatırladı o an. Gökçen sakince hak verdi Ertuğrul’a,
“Evet, duygularım başrolde oluyor genellikle. Dedim ya, ciddi bir ilişkiyi bile bitirebilirim duygularım uğruna. Haklısın.”
“Ama ben öyle değilim. Gerçekler duygularımı yasaklıyorsa, bastırabilirim duygularımı.”
“Öylesi daha doğrudur belki.”
“Doğru ya da yanlışı ayırt etmek için söylemedim. Ama ilişkimizin bir adı yokken seni kıskanmaya hakkım olmadığını düşündüğüm için hiç kıskanmadım seni… Evet, bu kadar lafı, seni niye kıskanmadığımı açıklamak için söyledim.”
“Enteresansın gerçekten.”
Bakıştılar. Her ikisi de çok sakindi.
“Ben gideyim mi artık?”
“Efendim?”
“Gideyim. Bir daha ne zaman görüşebiliriz?”
“Sen memlekete gitmeyecek misin?”
“Ankara’ya günübirlik gelirim.”
“Delisin sen.”
“Konuşmamız lazım Gökçen. Arabayla iki saatlik yol. İnan bana, Ankara’da kaldığımı zannedeceksin, o kadar sık geleceğim seni görmeye.”
“Annenlerle hasret gidersen!”
“Elbette onlarla vakit geçireceğim. Ama bütün gün evde oturursam sıkılırım, onlar da anlayışla karşılar bunu.”
“Pazartesi ders aram çok uzun.”
“Saat kaçta geleyim?”
Gülümsedi Gökçen. Gerçekten gelecek miydi bu adam, sırf onun için? Gelsin tabii, her hafta havuza giden kimdi. Biraz da Ertuğrul Bey yol yapsın.
“Sabah 11’den 4’e kadar boşum. 6’da bitiyor zaten dersler.”
“Kötü bir programmış!”
“Bölüm dışı ders alıyorum.”
“Tamam. Pazartesi görüşürüz.” deyip kalktı Ertuğrul. “Senin telefonun neydi?”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder