28 Haziran 2010 Pazartesi

27-Korkak İnsanlardan Hoşlanmam Ben

Ece iki gün önce Ertuğrul’dan mektup almış, uzun uzun Ertuğrul Ağabeyini ne kadar özlediğini, o Amerikalardayken kendisinin liseli olduğunu, ama başka kızlar gibi olmadığını, erkeklerle çok iyi anlaştığını ama hepsiyle sadece kanka olduğunu yazmıştı. Gökçen Ablası çarşambaları evdeydi. Madem bir sürpriz planlanıyordu, birkaç gün sonra daha ayrıntılı bilgiler verebilirdi, öyle yazmıştı.
“Gökçen Abla, sen lisedeyken erkek arkadaşın var mıydı?”
Gökçen muzır bir şeyler bekliyordu. Bıyık altından gülerek;
“Yoktu canım.”
Ece yeni bir soru sormaya çekiniyordu. Gökçen hissetti soracağı şeyi, ya da kendisinin de sormak istedikleri vardı, o yüzden yardımcı oldu Ece’ye;
“Şimdi de yok zaten.”
Ece şaşırdı. Gökçen ablası kendine bir sır verir, Ertuğrul’la gizli gizli görüştüklerini söyler diye umuyordu.
“Peki, yakında olsaydı, erkek arkadaşın olmasını isteyeceğin kimse yok mu?”
“Ne demek istiyorsun güzelciğim?”
Ece muzır muzır sırıttı,
“Gökçen Abla hadi itiraf et, senden hoşlanan, senin de hoşlandığın kimse yok mu? Ankara’da veya belki uzakta bir yerde?”
“Benden hoşlanan kimse olduğunu zannetmiyorum canım.”
“Senin hoşlandığın birisi var ama?”
“Korkak insanlardan hoşlanmam ben.”
“Kim korkak?”
Gökçen güldü. Kendi paranoyaları üzerine daha fazla konuşmak istemiyordu.
“Boş ver güzelim.”
“Gökçen Abla, lütfen konuşalım. Ben çok merak ediyorum. Söz, kimseye söylemem.”
“Canım sen anlat biraz, yok mu senin hoşlandığın kimse?”
“Yok, bizim sınıftaki erkekler hep süslü kızlara meraklı.”
“Merak etme, üniversitede de öyle olacak.”
“Sonra?”
“Sonra ne? Erkekler hep öyle.”
“Ama ben süslü olmak istemiyorum.”
“O zaman benim gibi, hiçbir zaman erkek arkadaşın olmaz.”
Gökçen biraz abartıyor muydu? Ama Ece’nin yaşıyla empati kuramıyordu, hemen kendisini örnek alıp da bir erkek arkadaş aramaya başlar mıydı ki Ece bu yaşta? Sahi, Ece’nin yaşı kaçtı? 15! Erkek arkadaş edinmek için erken bir yaş mı bu? Bu evde evet, bu ailede! Doğru mu peki? Bir insan kaç yaşında sevgili edinebilirdi? Evlenmeden hemen önce! Peki, kimseyle arkadaşlık etmeden nasıl seçebilirdi evleneceği kişiyi? Mantığa dayanmayan bu kurallara boş verip Ece’ye Hüseyin’i anlatsa? Olmaz. Ertuğrul’u anlatsa? O hiç olmaz.
“Gökçen Abla, yeme beni! Şimdi sana bir isim söylerim, utanırsın! Ben nasıl olsa her şeyin farkındayım, ne olur sanki paşa paşa itiraf etsen.”
“Olta mı atıyorsun güzelciğim?”
Ece, kozların elinde olduğunu çok iyi biliyordu. Ertuğrul’un mektubu her şeyi açık etmişti, ona kalırsa. Özgüvenle arkasına yaslanıp sahne aldı;
“Ben de yaşım gelince, Faruk Enişte’nin öğrencilerinden birini seçeceğim kendime.”
Gökçen tuzağa düşmemek için son çırpınışını yaptı,
“Var mı şimdiden gözüne kestirdiğin bir tanesi?”
Ece gayet ciddi gelecek planı anlatıyor edasında,
“O kadar yaş farkı olsun istemem. Ama bugün 20 yaşımı geçmiş olsam seçeceğim birisi var.
Gökçen’in gözleri fal taşı gibi açıldı. Silkindi,
“Kim?!”
Ece yalandan iç geçirdi,
“Onu da kapan kapmış ya, neyse…”
Gökçen şefkat göstererek laf almayı deniyor bir de,
“Kimi kapmışlar güzelciğim?”
“Ah, ama o zaten Amerika’da. Ertuğrul Ağabey ne zaman gelir acaba?”
Gökçen’in gözleri gene açıldı, Ece fark etmemiştir diye kendini kandırarak hemen sakin bir yüz ifadesi takınmaya çalıştı,
“Ertuğrul’un sevgilisi mi varmış?”
Sonunda zafer Ece’nindi!
“Sevgili mevgili bilmem ben ama besbelli biri gönlünü çalmış.”
Demek o gönül çalınmış! O korkak gönül! O kendini kimselere yakıştıramayan, kendini kimselere adamayan gönül çalınmış! Dengini bulmuş mudur? Yaren olmuş mudur o kız ona?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder