Üzerinden kaç yıl geçmiş, normalde Ertuğrul, Hüseyin’i gördüğü anda vazgeçerdi bu sevdadan, ama Gökçen hala Ertuğrul’un aklında. Gökçen’le tanışıp, ona âşık olma yolunda, git gide bağlanırken, neden sonra öğrenmişti Hüseyin’in artık Gökçen’in hayatında olmadığını. Gökçen, Hüseyin’den bahsederken, ilk günkü neşesini bir daha hiç takınmamıştı ama Ertuğrul kendince iyiye yormak istememişti bunu.
Hâlbuki Gökçen’le aralarında büyüyen, yeşeren her ne ise, kimsenin itirazı yoktu! Gökçen’in hayatındaki tek erkekmişçesine güvenle dururdu onun yanında. Gökçen gündelik en saçma hikâyelerini bile telefon edip anlatınca Ertuğrul’a, o kadar mutlu olurdu ki. Gökçen’i aramaya cesaret edemediği zamanlarda birden ekranda GKÇN yazardı. İsmini söylemeye kıyamayışına ithafen böyle kaydetmişti telefona Gökçen’in numarasını. Telefonu sevinçle açar, onun araması gayet olağan bir şeymiş gibi, sanki kendi daha önceden arayıp ulaşamamış da, Gökçen o yüzden arıyormuş gibi konuşmaya başlardı.
Anne-babasıyla konuşmanın verdiği mutluluktan, Gökçen’i de arayıvermek istedi, bir an elinde telefon, onun numarasını bilincinin bir alt çekmecesinden çıkarmaya çalıştı ama sonra bunun hoş karşılanmayabileceğini düşündü. Cep telefonunun kodundan emin değildi, son rakamı da hatırlayamamıştı zaten. Sonra, Gökçen’e sürpriz yapmanın çok daha güzel olacağını düşündü. Ece ona yardım edebilirdi. Biletini aldıktan sonra Ece’ye bir elektronik posta atıp geleceği tarihlerde Gökçen’in Ankara’da olup olmayacağını hatta Gökçen’in ders programını bile öğrenebilirdi!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder