Faruk, Leyla’nın haklı olduğunu görünce üzülmüştü. Üstelik Gökçen’in Ertuğrul’a ilgisi aşikârdı. Oturup konuştu karı-koca. Seneler önce Ferhat’a rol biçtikleri gibi, Ertuğrul için de bir kariyer planı yaptılar. Ferhat’ı koruyamadıkları gibi, Ertuğrul’dan da kurtulamayacaklardı aslında. Fakat kimseyi düşünmeden planlar yaparken, Leyla yenilgiyi kendine hiç kondurmazdı.
Gökçen’in âşık olmasını umursamaması bir yana, Aslı ve Hulki’nin böyle bir ilişkiyi onaylamalarına da ihtimal vermiyordu Leyla. Çekirdek aile içinde ister kriz yaratsın, ister anlayışla benimsensin, o kırık kolun yenine saygı duymuyordu Leyla.
Orta Asya çalışmaları konusunda Ertuğrul’un aklına Amerika’yı sokabilirlerdi. Doktora için Faruk daha güncel konulara yönlendirebilirdi çocuğu. Çok eskiden dava arkadaşlığı yaptıkları insanlardan Amerika’ya yerleşmiş olanlar vardı, onların yanına gönderebilirlerdi Ertuğrul’u.
Amerika’ya giden ister tarihçi olsun, ister işletmeci ister mühendis… Eğer meyilliyse Hoca Efendi’nin ekibi tarafında anında fark edilir ve cemaate alınırdı. Hatta kendi mesleklerinde tutunamayacak olanlar market zincirine sahip olabilirdi birkaç sene içinde. Ertuğrul işini en iyi şekilde yapacak kapasiteye sahipti. Yeter ki ona çekici gelecek bir konu bulunsun Amerika’da. Günümüz Orta Asya’sına tarihten bir bakış… Masterını da çöpe atmış olmaz böylece.
Bilmiyorlar ki, zaten Ertuğrul’u tavlamak zor olmayacak. Gökçen’den korkan Ertuğrul uzaklara gitmeye hazır. Amerika’da cemaate yakın birilerinin yanına gitmesi babasını da mutlu eder. Gökçen’le siyasi olarak sürtüştükçe dine daha çok sarıldı Ertuğrul. Cemaatin sohbetlerine daha çok katıldı, dünyanın her yerinde insanlarla bütünleşmeye, küreselleşmenin bu farklı açısına daha çok inandı.
Ve bir gün Gökçen’in karşısına,
“Ben Amerika’ya gidiyorum, biliyor musun?” diye çıktı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder