Ertuğrul her sabah olduğu gibi bir sürü internet sayfası açıp çalışmaya başlamıştı. İlk sayfada makale arama motoru olurdu, sonrakinde elektronik posta bütün gün açık dururdu. Türkiye haberleri ile Gökçen’in yazılarını yayınladığı site iş yüküne göre üçüncü veya dördüncü sırada olurdu. Sonra da açtığı dört ana sayfadan gittiği başka bağlantılar. Yoğun bir gündü. Gökçen’in sayfası dördüncü sıradaydı ama üçüncü sıradaki Türkiye haberlerini bile okumaya vakit yoktu. Akşam çıkmadan önce Gökçen’in en son eklediği yazıyı ya da okumadıklarından en eski olanı okuyup çıkmayı düşünüyordu. Türkiye’den haberler kalsın bu seferlik.
Kendi yazısını bitirdi, kapattı. İnternet sayfaları sıra sıra önündeydi şimdi. Makale aramayı kapattı, yeni e-posta yok onu da kapattı, haberleri hiç okumadan kapatacaktı ki küçük başlıklardan biri anlamsızca cezp etti onu; “Ünlü Mankenin Eski Sevgilisinin Sır Ölümü”. Ünlü manken tanımazdı, hele ünlü mankenlerle takılacak adamla işi olmazdı, tam bunu düşünürken liseden sıra arkadaşı geldi aklına. Lise son sınıftayken görünüşüne gereğinden fazla önem vermeye başladığı için, soğumuştu Ertuğrul ondan. Sene sonuna doğru Ertuğrul, kendisinin önünden bile geçemeyeceğini düşündüğü villalarda, arkadaşının özel yemeklere katıldığını öğrenmişti. Düzgün bir aileden, çalışkan bir çocuktu, yakışıklıydı, saftı. Ertuğrul o zamanlar bilmiyordu bu kadar göze hitap eden, bol keseden ziyafetlerin verildiği ve hep güzel insanların gittiği toplantıların ne zararı vardı, sadece altında hoş bir şey olmadığını hissediyordu. “Kıskanıyor muyum acaba” şüphesiyle kendini öyle villalarda hayal ediyordu, grand tuvalet giyinmiş, öyle bir kılığı yoktu ki Ertuğrul’un, nerden bulsun takım elbise. Elini kolunu nereye koyacağını bilemez… Yine de bunlar değildi Ertuğrul’un orada olmak istememe sebebi. Arkadaşının hali tavrı değişmişti. Felsefe derslerinde uç fikirlerle çıkıyordu ortaya. Saflığının üstünde iğreti duran bir küstahlık yerleşiyordu hareketlerine, kimse fark etmese de, kaç yıllık sıra arkadaşı Ertuğrul görüyordu bunları. O villalarda acayip şeyler konuşulduğu belliydi.
“Annenler de geliyor mu?” diye sordu Ertuğrul, bir yandan “evet” cevabı almak istiyor, bir yandan da ailecek tuhaf insanlar olmalarından korkuyordu.
“Ev gezmesi değil bu, ciddi toplantılar yapılıyor, din ve felsefe konuşuyoruz, bilimden bahsediliyor, hayata dair aklına ne gelirse yani. Ama veliye ihtiyaç yok içerde, kişisel gelişim diye özetleyebilirim sana olan biteni.”
Ne olmuştu bu ana kuzusu çocuğa! Daha sonraki yıllarda iyice ayyuka çıkmıştı bu tuhaf insanlar grubu; bunlar Bilmemne Hoca’nın tarikatıydı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder