17 Mayıs 2010 Pazartesi
21-Aşık Olmak Hoştur, Sadık Olmak Başka
Demek değmezmiş. Demek Gökçen, Ertuğrul için, kariyerin önüne geçecek kadar kıymetli değilmiş. Bunca zamandır Türkiye’de başlayamadıkları ilişkilerine tam da Ertuğrul giderken, belki de sırf Ertuğrul gidiyor diye başlamak, hiç de akla yatkın olmazdı. Gökçen’e kalsa, akıl görevini yerine getirmiş, Ertuğrul’u Amerika’ya heveslendirmişti, yeter. Biraz da kalp konuşsun; başka akılların icatlarıyla iletişimin kolaylaştığını, sevgi emekse, biraz uykudan verilecek emekle dünyanın öbür ucundaki bir insanla da aşk yaşanabileceğini söylesin. Ama kalp kıyamaz Ert’e. Kendi uykusuz kalır da, Ert dayanamaz uykusuzluğa. Kendi hiç kapris yapmaz da, Ert’in aklı kalır, kıskanır burada yanında her gün peydah olacak erkekleri.
Gökçen burada başını kaldırıp da bakmaz artık bir erkeğe. Ertuğrul da gerçekten sevdiyse, seviyorsa, o da sadık kalacaktır Gökçen’e ve belki yıllar sonra geri döndüğünde birbirlerine itiraf ederler bunu...
Ertuğrul gittikten sonraki bir iki ay bu hayallerle geçti. Sonra Gökçen anladı ki, Ertuğrul emek harcamaya zahmet etmemiş. Ertuğrul, Gökçen’le, sırf aynı şehirde oldukları için vakit geçirmiş. Düşündükçe, her hafta sonu onu görmeye havuza gidişi geliyordu aklına. Ertuğrul, Gökçen’in nerede oturduğunu bile bilmezdi. Ertuğrul’a ithaf ettiği şarkı, ‘Başkadır Başka’. Ne de doğru bir seçimmiş, Ertuğrul Mecnun olmaya yanaşmamış, sadık olamayacak besbelli… Zaten yanık olmaya hiç gelemez Ertuğrul. Gökçen kendini o kadar kıymetsiz hissediyordu ki…
Bir gün gelecek, internetten bir davetiye alacak diye ödü kopuyordu. Ertuğrul orada birisiyle evlenmeye karar verecek de, kızla el ele fotoğraflarını gönderecek diye korkuyordu. Ertuğrul’un hafızasında kendi resmini canlı tutmak için önceleri sık sık mektup yazıp yeni fotoğraflardan gönderiyordu. Bazen sırf Ertuğrul’a göndermek için cuma akşam yemeklerinde poz veriyordu. Sonra bir gün eniştesinden öğrendi ki, Ertuğrul kendisine sunulan iki seçenekten, maddi getirisi yüksek olanı seçmiş. Mantıklı bir seçim gibi gelse de kulağa, üniversitenin bursu yerine şirketin sponsorluğunu kabul etmesi, vaktinin çoğunu şirkette geçirmesi demekti. Bu şirket, Türkiye’de üniversitelere birinci yetiştiren dershanelerle, özel okullarla aynı soydan geliyordu, cemaatindi işte! Ertuğrul göz göre göre cemaate hizmet ediyordu. Bu safça yapılmış bir seçim değildi, Amerika’da Türkiye’de olduklarından çok daha açık davrandıkları biliniyordu. Onlardan sadece yararlanıp, toplantılara bulaşmadan, hizmete girmeden, alacağını alıp memlekete dönmek mümkün değildir. Zaten memlekette de Ertuğrul’u karşılayacak olanlar belli! Demek, Orta Asya araştırmaları için Amerikan üniversitesinden verilen bursu, içimizden biri kullansın masalı düzmeceydi! Kimi suçlamalı? Ertuğrul’un saflığı mı... yok yok… bunun saflık olamayacağı aşikar ya. Belki de eniştesinin saflığıdır bu, Ertuğrul’u oraya güzel bir amaç için gönderdi ama o hemen farklı bir hizmete koştu.
Bir türlü bir ilişkiye başlayamamalarının sebebi de hizmetti belki. Peki o zaman niye ilgilenmişti bu adam kendisiyle? Nefsine mi hâkim olamadı? Acaba Ertuğrul’un dünyaya bakışında o noktayı tepetaklak edebilir miydi? O koskoca organizmayla baş edebilir miydi Gökçen? Ertuğrul, Gökçen için… Ertuğrul Gökçen için bugüne kadar neyinden vazgeçmiş ki cemaatinden vazgeçsin!
Peki Türkiye’deyken nasıl fark etmedi Gökçen bunu? Yoksa gerçekten Amerika’da mı düşmüştü bu tuzağa? İnançlı adamdır, orada iyice yalnız kalınca… Ah madem daha fazla yalnızlığa gelemeyecek, ne diye gitti? Zaten hiç hevesli değildi ki yurt dışı tecrübesine, nasıl çeldiler aklını? Daha burada kancayı takıp onu Amerika için heveslendirmiş olsalar… Eniştesi yer miydi ki bu numarayı?
Gökçen geceleri delirecek gibi oluyor, bir türlü uykuya dalamıyordu. Kendi değersizliğine mi üzülsün, Ertuğrul’un aptallığına mı, eniştesinin saflığına mı?
Hâlbuki tüm bu düşünceler, Gökçen’in saflığıydı. Ertuğrul’a sunulacak bu fırsattan Leyla’nın bile haberi vardı. Ertuğrul o seçimi yapsın diye hizmetçilerin tam ortasına gönderdiler onu! Gökçen mantığını kullanıp, bu adamdan vazgeçecekti. Hâlbuki Gökçen daha çok altıncı hissinin esiri; teyzesine olan kini büyüyor, Ertuğrul okur umuduyla internette sayfa sayfa hikâyeler yayınlıyor, dayısı görüyordur diye hep Ece’nin üstüne titriyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder