Gökçen zevk alınca sohbetten, uzun oturmuşlardı. Aslı ve Gökçen gittikten sonra Faruk yatmaya hazırlandı. Leyla masayı topladı, hala üzerini değiştirmemiş, iki dirhem bir çekirdek, oturdu açılmamış yatağa Faruk ayakta oyalanırken.
“Gökçen’in Ertuğrul’la böyle sık görüştüğünü sen biliyor muydun?”
“Gökçen benim öğrencilerimin hepsiyle görüşüyor. Bölüme sık sık geliyor, bana da uğruyor bazen, biliyorsun. Özel olarak Ertuğrul’la ne kadar görüştüğünü bilmiyorum.”
“Nasıl bir çocuk bu Ertuğrul?”
“Terbiyeli, çalışkan bir çocuk. Gökçen’in bahsettiği gibi ebruyla uğraşıyor, öyle tek yönlü bir çocuk değil.”
“Hacı hoca takımından olma ihtimali var mı?”
Faruk bıkkınlıkla baktı karısına. Ertuğrul’un adı geçtiği andan beri, Leyla’nın kafasındaki buymuş demek ki. Ertuğrul’un kim olduğunu hatırlamadığı da hikâye…
“Genç çocuk Leyla, hacı olsa hoca olsa kaç yazar.”
“Sen niye böyle şeylere dikkat etmiyorsun öğrenci alırken?”
“Açıkçası Leyla, benle çalışmak isteyen öğrenci sayısı az; böyle şeylere dikkat eden insanlar yüzünden. Çocukları bizim alandan soğutuyorlar. Ertuğrul inançlı, düzgün bir çocuk. Bir hainlik peşinde olduğunu zannetmiyorum.”
“Hulki hala dikkat ediyor öğrenci alırken.”
“Aferin ona. Milliyetçi olmayan adam zaten benimle çalışmaya dayanamaz, benim dikkat etmeme gerek yok, öğrenci dikkat etsin de seçsin hocasını.”
Leyla konunun dağılmasını istemiyordu,
“Sen şimdi bana şu Ertuğrul’un ne kadar dindar olduğunu söyle bakayım.”
“Yobaz bir hali yok ama bizim çocukların çoğundan daha dindar.” Bir an düşündü Faruk, Leyla haklı çıkarsa üzülecekti ama mantıklı düşününce bazı taşlar anca bu şekilde oturuyordu yerine. Ertuğrul’dan kimseye zarar geleceğini kesmiyordu aklı ama bu adamların oyunu da bu kadar zararsız görünmekle başlamıyor muydu. “Belki de dediğin gibidir, bilmiyorum. Ebru hocasını da bilmek lazım.”
“Bir soruştursana, madem Gökçen’in arkadaşı.”
“Bakarız.”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder