Ferhat masasının üstünde, rahatsız edecek kadar beyaz bir zarf buldu. Yavaşça, endişeyle açtı. Bir yıldır gelmiyordu bu beyaz zarflar. En son belge yok etme işini bile bile becerememişti. O günden sonra kendisini gözden çıkardıklarını düşünmüş, seneler sonra bir sürpriz gibi, özgürlüğüne kavuşmuştu.
Ferhat belgelere kıyamayınca, yukarısı o belgelerin peşindeki adama kıymıştı, gene bir işe yaramamıştı Ferhat’ın ihaneti. Ama seneler sonra nihayet kendine ihanet etmiyordu. Yine de, o belgelerin varlığını birinin kulağına kar suyu gibi kaçırsa, o adamın da hayatını tehlikeye sokuyor demektir. Kendi düşse peşlerine, canından olsa mühim değil de ya ailesine bir zarar gelirse! Ferhat bir yandan bir sırrı bilmenin tedirginliğinde, bir yandan artık boyun eğmek zorunda kalmamanın huzurunda.
Gökçen uyandırmıştı onu uykudan. “Büyüyüp maşa olacağıma, küçük kalır paşa olurum.” Böyle duvar yazıları yumurtlarken Gökçen, bilmiyordu dayısının küçük kalmış bir maşa olduğunu. Gökçen, dayısının okuyup öğrenerek, düşünerek, görerek, bilinçli bir şekilde solu seçtiğine canı gönülden inanıyor, onunla hep de ortak bir paydada buluşuyordu, nasıl oluyorsa. Zaten dayısına olan hayranlığından dolayı, anne babasında, teyze ve eniştesinde olan solculara karşı önyargı Gökçen’de hiç olmadı.
Ferhat ise artık bu kadar yükü taşıyamıyordu. Bir kızı vardı, gül gibi bir karısı. Yetmez miydi bu kadar devlet hizmeti. Hem, sorgulamaya başladıkça -sorgulamak için çok geç kaldığını görüyor önce- kendisinden istenenlerin her zaman devletin çıkarına olamayacağını, devletin de üstünde bir elden emir aldıklarını hissediyordu. O yüzden beceriksizliği, kovulmuş, gözden çıkarılmış olmayı göze aldı ve o son görevi yapamadı işte. Bir yıl sonra bu zarf neden geldi? Bir yemek davetiyesi. İki üç senede bir olurdu büyük yemekler. Demek ki onu hala gözden çıkarmamışlar, sadece son bir senedir verecek görev yokmuş. Hâlbuki nasıl da çalkalanmakta ülke. Bir iş var bu işin içinde. Kızağa mı aldılar, yakında geri mi alacaklar üç günlük özgürlüğünü?
Yemek bir ay sonraydı. Ferhat isteksizce gitti. Gece yarısından önce eve döndü, uyuyan Ece’yi yumuşacık öptü, Ece uyanmadı. Ece, sabaha karşı eve apar topar giren sağlık görevlilerinin sesine uyandı. Ne olduğunu anlamadan ağlamaya başladı. Annesinin de ağladığını duyuyordu, ama yanına koşan karşı komşuydu. Gürültü bitti, sokak kapısı kapandı, komşu teyze onu sımsıkı kucaklayıp tekrar uyutmaya çalıştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder